Bugün : 113
Toplam : 173463
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

AİLE İÇİ PROBLEMLER VE ÇÖZÜM YOLLARI

 

A-AİLENİN TANIMI, YAPISI VE İŞLEVLERİ

 

Aile bir ilişkiler sistemidir. Aile demekle neyi kastediyoruz? Soyut anlamda kişiler arası ilişkileri içeren belli kuralları olan bir düzeni.
 

Birey Davranışları İle Tüm Aileyi Yansıtır:
 

Aile biçimleri çok genel olarak “çekirdek”ve “geniş aile” olarak sınıflanabilir.Çekirdek aile ana baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşur.Diğer akrabalarla da ilişkiler söz konusudur.Ancak göreli olarak aile sorunlarında ve diğer ilişkilerde daha bağımsızdır.Geniş aile ise ,birden fazla kuşağın bir arada oturduğu,ortak mülkiyet esasında ekonomik bir birimdir.Evrensel nitelikte olan çekirdek ailenin biyolojik,toplumsal ve psikolojik işlevleri vardır.Bu işlevlerden özellikle bakım ve toplumsallaştırmayı eğitim örgütleri büyük ölçüde üstlenmektedir.Fakat çekirdek aile temas sosyalleşme gurubu olarak önemini korumaktadır.En azından çocuk köylerindeki bakımlarda bile ailedeki ana baba rollerini oynayan kişiler görevlendirilmektedir.Ayrıca bir çok sosyal bilimcinin ortaklaşa önemsediği işlev maneviyata psikolojik gereksinmelerin karşılanmasıdır.Yakın sevgisi ve anlayış duygusu ailede başka hiçbir gurubun gereğince karşılayamadığı temel işlevdir.Geniş aile ;geleneksel tarıma dayalı toplumlarda ekonomik ve sosyal birlik olarak daha çok sayıda işlevi yerine getirmekle yükümlüdür.geniş ailenin ekonomik, üreme,eğitim,koruma,dinsel,boş zaman değerlendirme,eğlenme,konum sağlama gibi daha pek çok işlevi vardır.kentsel çekirdek ailede ise bu işlevlerin çoğu başka toplumsal kurum ve örgütlerce karşılanmaktadır.

 

B-BİR PSİKOLOJİK SİSTEM OLARAK AİLE

 

Ailenin bir sistem olarak incelenmesine olanak sağlayan hatta belirleyici özellikleri sayabileceğimiz bazı ölçütler:
a-) Her sosyal grupta olduğu gibi, aile bireylerini bir arada oluşlarını ortak bir amacı vardır. Ailenin amacı üyelerini ayrı ayrı bireysel güdü, niyet ve gereksinimlerinden bağımsız ve ötedir. Üyelerin adeta gizli antlaşma ile ve ortaklaşa belirlenen bu amaç bütün üyelerinin gereksinimlerini aynı anda karşılayabileceklerin sosyal, psikolojik, fiziksel v.b. bir ortam yaratmaktır.
b-) Her sosyal organizasyon gibi ailenin de bir örgütlenmesi / yapılanması vardır.
c-) Aile bir insan sistemidir.aileyi insan üyeler ,sosyokültürel kurultular,kişiler arası ilişkiler ve fiziksel çevre bir sistem yapar.
d-) Aile kendi içinde alt sistemlerden oluşur.Bir birey birden fazla alt sistemde yer alabilir.bu alt sistemlerde yine kendi amaçları ve diğer küçük sosyal grup özellikleri olan ,ancak “aynı aile sistemi “içindeki birliklerdir.
e-)aile ,belili koşulların gerektirdiği bazı değişiklikleri kendi yapısında gerçekleştirme ve gereksinimler için etkileşimsel yeterliği olan bir birimdir.
f-)aile içinde değişen durumlara en belirgin örnek,tıpkı bir birey gibi,yani gelişen bir sistem olarak karşılaştığı yaşam döngüsüdür.aile yaşam döngüsü kuramcıları,belirli bazı plato ve geçiş dönemleri olan evrelerden söz ederler.plato dönemleri göreli yapısal bir durgunluğa,geçiş dönemleri ise yapısal istikrarsızlığa ve ana değişimlere işaret eder.
g-)aileler aynı sonuca farklı yollardan da gidebilirler.yani insan gelişiminde söz konusu olan eşsonluluk ilkesi aileler içinde geçerlidir.farklı eğitim,ekonomik,kültürel,psikolojik donanımlara sahip iki ailenin”bireylerine destek olma,sahip çıkma”hedefleri ortak,ancak buna ulaşma biçimleri son derece değişik olabilir.
h-)aile yapısındaki dönüşümlere belirti üretmekte dahildir.özellikle ailenin yapısını değişen koşullara uydurma ve etkileşimsel yeterlik özelliği dikkate alındığında,bazı durumlarda yapının ancak psikolojik belirti üretmeye yetecek şekilde değişebildiği ve sistemin gereksinimlerini böyle doyurabildiği daha kolay görülecektir.

C-YAYGIN DÖRT AİLE YAPISI
 

1.        KAPALI AİLELER
 

Kapalı ailelerde genellikle ”geleneksel ”olarak bilinirler.bu ailelerde kararları veren belli bir lider ve hiyerarşi sistemi vardır.Bu lider anne veya baba olabilir.Bu tip aileler üyelerinin ihtiyaçlarını sabitlik /durağanlık,yapı ve ait olma duyguları ile karşılamaya çalışırlar. Ebeveynlik otoriteye dayanır.Kapalı aileler iyi işlerlerse kurallar ve sınırlar belli olur.Ancak,bu ailelerde çocukların özellikleri yadsınır.Çünkü kapalı ailelerde zıtlıklara karşı çok az hoşgörü vardır.Ebeveynler katı kurallarla davranışları kontrol altında tutmaya çalışırlar.Bu aileler oldukça katıdır ve üyeleriyle içi içedir.

 

2.        GELİŞİGÜZEL AİLELER

 

Kapalı ailenin tam tersine,gelişigüzel aileler gurup yerine bireye önem verirler.Yani aile her üyenin ihtiyaç ve amaçlarını karşılamasına yardım eder.Aile yapısı hiyerarşik değil izin vericidir.Aile üyelerinin bağımsız olarak kendi problemlerini çözebilmeleri için cesaretlendirilir.Bu tip iyi işleyen aileler,çocuklarının yaratıcılığını ve bireyselliğini geliştirirler.ancak,gelişigüzel ailelerin iki zorluğu vardır.birincisi sınırlarını veya güvenli yapısını kurmada yetersizdirler.ikincisi ,gücü kullanmada ve ebeveynlikte zayıftırlar.bu nedenle etkileşim karışık hale gelir.gelişi güzel ailelerde ergen çocuklar kendilerini bir yapıya dahil etmek için çeşitli alt kültür guruplarına katılabilirler

 

3.        AÇIK AİLELER

 

Açık ailelerde değerler karışıktır, hem bireyselliğe hem de guruba önem verirler. Kararlar bütün aile üyeleri tarafından alınır, bilgiler paylaşılır, işbirliği yapılır. Gelişigüzel ailelerin tersine, açık ailelerde iletişim fazladır. Açık aileler bireylerine güven verir.

 

4.        EŞ ZAMANLI AİLELER

 

Eş zamanlı ailelerde iletişim kapalıdır. Bu nedenle sözel olmayan iletişim çok önemlidir. Başarılı aile üyeleri sözel olmayan bu mesajları okuyabilecek beceriyi geliştirirler. Eş zamanlı ailelerde çocuklar rutin ve düzenli bir ortam içinde güvenli ve ait olma duygularıyla yaşarlar. Ebeveynlerin iletişimi doğrudan ve açık olmadığı için bunları anlamak çok zordur. Bu tip ailelerde etkileşim az olduğu için samimiyetlik duygularını kaybetmişlerdir. Yinede bu tip aileler çocuklarına güvenlik ve ait olma duygularını yaşatmaya çalışırlar. Eğer ailede büyük bir değişim ortaya çıkarsa üyeler bunu inkar etmeye çalışırlar. Eş zamanlı aileler sakinlik ve huzur istedikleri için inkar edemeyecekleri kadar büyük bir problem oluncaya kadar üyelerine yardımcı olmazlar.


D-AİLENİN TEMEL GEREKSİNİMLERİ

a.Değerli Olma Duygusu:

 Aile içindeki etkileşim çocukları ya “ben değerliyim” ya da “değersizim” duygusuna götürür. Bu gereksinim aile içinde yerine getirilmezse çocuk her türlü davranışla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete(gang) kurarak çoğu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanır.”Ben değerliyim” duygusunu aile içinde elde eden birey kendisini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymaz.
b.Güven Ortamı:

Aile içindeki bireylerin emniyette olduğu, dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusu, bu gereksinmenin temel nedenidir. Eğer çocuk ev içinde kendisini güven içinde bulmuyorsa çocuk ailenin dışında bir yere yönelir. Aile ile olan bağlarını koparır.

 

c.Yakınlık Ve Dayanışma Duygusu:

 Aile içinde temel güven ve dayanışma varsa aile dışında bireyin karşılaştığı stres getirici olumsuz olaylar yıkıcı etkisini pek göstermez. Güven duygusunun baskın olduğu aile dış dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılarından kendisini kurtarır. Bu tür aile içinde olan kimseler kendilerine olduğu gibi çevresine de güvenirler. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu insanlar yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi güvenemezler. Dolayısıyla çevresinde yakın ilişkiler kuramazlar.

 

d.Sorumluluk Duygusu:

Aile sistemi içindeki anne ve babalar davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne baba değil herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara yaşları oranında sorumluluk yüklenmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar kendi yaşamını biçimlendirmekten aciz sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik bireyler yetiştirirler Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler yaşamlarında yer alan olaylardan sürekli başkalarını sorumlu tutarlar. Gelişimsel dönemi göz önüne alınarak çocuğun odasını toparlaması, ev işlerine yardım etmesi gibi konularda sorumluluğu sağlanabilir. Bunu yaparken kız ve erkek işleri kesin çizgilerle ayrılmamalıdır.
5.Zorluklarla Mücadele Ederek Onların Üstesinden Gelmeyi Öğrenme: Çocuğa her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusunun gelişimi ile ilgili anlatılanlar zorluklarla mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak çocuk kendi sorunları ile baş başa bırakılmalıdır. Bu durum onların zor sorunları ile mücadele ederek, uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yetenek becerilerini keşfedemezler.
e.Mutluluk Ve Kendisini Gerçekleştirme Ortamı:

Aile ortamı bir mutluluk ortamıdır. Şimdiye kadar anlatılan gereksinimlerin karşılanması mutlu olmayı getirir. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur.

 

f.Sağlıklı Manevi Yaşamın Temellerini Oluşturma Ortamı:

Katı din kuralları altında yetiştirilmiş çocuk sürekli yargılanacağı, cezalandırılacağı korkusunu yaşar. Kendi yaşantı ve deneyimlerini zenginleştirecek iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedeceği yerine körü körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Sağlıklı manevi yaşam ailenin çocuğuna verebileceği en önemli süreçtir. Sağlıklı bir manevi temeli olan insanlar kendisi ile barışık, insan ilişkileri olumlu ve kuvvetli saygılı bireyler olarak yetişirler.

E-KORUNMASI GEREKEN BEŞ TEMEL ÖZGÜRLÜK

1.Şimdi ve burada olanı duyma ve görme (algılama) özgürlüğü
2.Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
3.Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
4.Kendi arzularına göre bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğü
5.Olmak istediği yönde gelişerek kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü
 

F-ANA BABA TUTUMLARI

 

1-ŞİDDETLİ RET EDİCİ ANA BABA TUTUMU
 

Ret etme ,bir anlamda çocuğun bedensel ve ruhsal gereksinmelerini karşılamayı aksatacak kadar çocuğa karşı düşmanca duygular beslenilmesidir. Şiddetli ret edici tutumu olan ailelerde çocuğa karşı düşmanmış gibi davranılır. Şefkat,sevgi,sıcaklık verilmez. Öz evlatları olduğu halde anne baba tarafından çocuk üvey evlat muamelesi görmektedir. Bazen sadece anne bazen de sadece baba çocuğu ret eder. Ama genelde aile içinde çocuğa soğuk davranılır.
Beğenilmez ve devamlı her yaptığı eleştirilir.Çocuğun eksik ve yanlış davranışları araştırılır.Çocuğa baskı yapmak için her türlü fırsat kollanır.Çocuğun iyi yönleri değil de devamlı kötü yönleri su yüzüne çıkarılır. Her türlü angarya bu çocuğa yıkılır. Bazen diğer çocuklar da bu muameleden nasiplerini almaktadırlar.Ama genel de günah keçisi olarak bir çocuk seçilir. Ret edilen çocuğa evdeki diğer çocuklardan farklı davranılır. Aile sıcak,sosyal ve güven verici havadan kesinlikle yoksundur.Aile içi yaşam gerilim,çatışma ve kavgalarla doludur. Anne baba çocuğu sevmemekte ,anlamamakta ve onu diktatörce yönetmeye çalışmaktadır.
 

2-KAYITSIZ VE PASİF ANNE BABA TUTUMU
 

Pasif ve kayıtsız ebeveyn ,çocuğun davranışları karşısında "ilgisiz ve kayıtsız" davranışlar sergileyen anne babadır. Onlar için çocuğun varlığı ve yokluğu belli değildir. Bu gruba giren anne babalar hoş görü ile boş vermeyi birbirine karıştırmaktadırlar.
Anne baba çocuğa karşı çocuğun kendisini rahatsız hissedecek kadar kayıtsız kalabilmektedir.Çocuğu ihmal eden anne baba zorunlu olduğu zamanlarda, çocukla yüzeysel bir ilişki kurabilmektedir.
Çocuk anne babayı rahatsız etmediği müddetçe ,görünürde çocukla ilgili pek bir problem yoktur.Eğer çocuk anne babayı rahatsız eder ve onların yollarına çıkıp engel teşkil ederse ,anne baba çocuğa karşı düşmanca bir tutum ve tavır takınır. Çocuğu düşman kuvvet ilan ederler.Daha sonra ise çocuğa karşı yine kayıtsız tutum sergilerler.
Anne babaların kişilik yapıları değişkendir.Rahat ,sessiz ,vurdumduymaz pasif oldukları gibi saldırgan da olabilirler.
 

3-BASKICI ,OTORİTER,KATI VE SIKI ANNE BABA TUTUMU
 

Çocuğunu ,kendi ideallerinde yaşattığı kalıplara uygun küçük bir yetişkin yapma çabasıyla ,yola çıkan ana babaların çoğunlukla katı,baskıcı ve hoşgörüsüz bir tutum içinde olduklarını görürüz.Çocuğumuz bizden yaşça be-dence ve ruhça küçük olabilir fakat bu çocuğumuzun bizim bir model küçüğü- müz olması anlamına gelmez.O henüz bir çocuktur.Evet çocuktur.Yaramazlık ve hatalar yapması kadar doğal olabilecek ne olabilir ki?

4-DENGESİZ,KARARSIZ VE TUTARSIZ ANNE BABA TUTUMU
 

Çocuk eğitiminde tutarsızlık çok yönlüdür.Çocuğun belli bir davranışı kimi zaman hoş görülmesi kimi zamanda aynı davranış yüzünden ceza alması çocukta cezanın anlamı ve suçun niteliği hakkında kuşkular uyanmasına neden olur.Acaba çocuğun bu davranışı anne babanın belirli bir anında, örneğin işten yorgun argın geldiklerinde,sinirli olduklarında veya evde misafir olduğunda mı yanlıştır? Sakıncalıdır? Yoksa her zaman sakıncalı ve uygun değildir?. Örneğin çocuk evde ıslık çalıyordur

5-AMAÇSIZ HOŞGÖRÜLÜ ANNE BABA TUTUMU
 

Anne babanın çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları çocukların bazı kısıtlamalar dışında ,arzularını ,diledikleri biçimde gerçekleştirebilmelerine izin vermeleri anlamına gelmektedir.Düzeyli hoşgörü sahibi olan anne babaların çocukları evlerine yönelik olumlu bireyler olurlar.Hoşgörü normal düzeyde ise , çocuk kendine güvenen ,yaratıcı ve toplumsal birey olarak karşımıza çıkar. Amaçsız hoşgörüde ise yukarıda anlatmaya çalıştıklarımdan biraz farklıdır.Anne baba ev içinde ve dışında çocuğun kendilerini rahatsız etmemesi şartıyla ,çocuğun tüm davranışlarında serbestlik vardır. Çocuk bir müddet sonra anlar ki "Anne babayı rahatsız etmezsem, her şeyi yapabilirim."Demeye başlar. Böyle anne babalar hoşgörülü tutumlarından kolay kolay ayrılmak istemezler.Çünkü çocuğa dilediğini vermenin ona karşı koymaktan daha kolay olduğu düşüncesini kendilerine yerleştirmiştirler.Çocuğu en kolay metotla büyütmektedirler.Çocuğun istekleri "Bırak ver de ağlamasın,çocuk üzülmesin." Veya "Çocuktur yapar,siz hiç çocuk olmadınız mı?"denilerek yerine getirilmeye çalışılır.Kendi yaşamadıkları çocukluklarının ;çocukları tarafından yaşanmasını isterler. Böyle bir tutum çoğunlukla çocuğu cezalandırmaktan korkmanın ve çocuğa bebek muamelesi yapmanın bir dönüşümü olarak ortaya çıkmaktadır.
 

6-MÜKEMMELİYETÇİ ANNE BABA TUTUMU
 

Mükemmeliyetçi anne baba her şeyin en iyisini çocuğundan bekler.Kendi gerçekleştiremediği yaşantıları çocuklarının gerçekleştirmesini ister. Mükemmeliyetçi anne babanın çocuğu sınıfın birincisi ve hatta okulun birincisi olmalıdır.Ayrıca çok iyi resim yapmalı,şarkı söylemeli,iyi konuşmalı,lider olmalı, iyi yüzmeli,koşmalı herkesin parmakla göstereceği örnek davranışlar sergileyen çocuk olmalıdır. Hayır !Böyle ailelerde çocuk asla çocuk olmaz.Çocukluğunu yaşayamaz.

 

7-KABUL EDİCİ,GÜVEN VERİCİ HOŞGÖRÜLÜ VE DEMOKRATİK ANNE BABA TUTUMLARI

 

Anne babanın çocuğu kabulü,sevgi ve sevecenlikle ele alması,çocukla ilgilenmesi şeklinde davranışa yansımaktadır.Kabul eden anne baba,çocuğun ilgilerini göz önünde tutarak ,onun yeteneklerini geliştirecek ortamı çocuk için hazırlar.Kabul gören çocuk,genellikle sosyalleşmiş,işbirliğine hazır,arkadaş canlısı,duygusal ve sosyal açıdan dengeli ve mutlu bir bireydir.
Anne baba birbirlerine ve çocuklarına karşı olan duygularında net ve açıktır.Aile içinde güven ve şeffaflık vardır.Aile huzurludur.Problemlerle nasıl baş edebileceklerini birlikte araştırırlar.Bu ortamda yetişen çocuğa kişilik özelliği olarak aynen yansır.
Ana babaların çocuklarına karşı hoşgörülü sahibi olmaları,çocuklarını desteklemeleri,bazı kısıtlamaların dışında çocuğun istek ve arzularını yerine getirmeleri anlamına gelmektedir.

8-ANNE-BABA DAVRANIŞLARININ ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminin temelinde annenin ve babanın davranışlarını buluyoruz. Onların tek tek kişilikleri, birbirlerine olan davranış ve tutumları ve çocuklarına gösterdikleri ilgi ve davranış biçimleri gerçekten çok önemlidir. Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminde, özellikle anne ve baba davranışlarının büyük rolü vardır.
Bazı çocuk ileriki yaşamında tıpkı anne ve babası gibi davranır.
Bazı çocuk öyle zorlanmıştır ki, reaksiyon olarak, kendisine yöneltilen davranış ve eğitim tarzının tam tersini seçer. Doğru ya da yanlış olduğunu gözetmeden... İçinde birikmiş acı ve sorunlar nedeni ile...
Bazıları da, kendi anne ve baba davranışlarını bilinçli bir yorum süzgecinden geçirir ve en iyisini, en doğrusunu uygulamaya çalışır.

• “Benim doktor olmamı isterdi, annem... Olamadım... Bari oğlum doktor olsun. Bunu sağlamak zorundayım...”
YA DA
• “Okutmak için boşuna zorladılar beni... Zamanım boş yere harcandı. Ben çocuğumu okutmayacağım. Bir an önce hayata atılsın ve para kazansın.”
YA DA
• “Onun annesi ve babası olarak görevimizi seve seve yapacağız. Neye yeteneği varsa ve ne olmak isterse öyle olsun. Eğitmek, yetiştirmek, mutlu ve verimli olmasına yardım etmek en büyük görevimiz bizim...”

Bu ve benzeri davranışlara çok sık rastlamaktayız. Genellikle çocukların öğrenim ve eğitimlerinde anne ve babanın, idealleri büyük rol oynamaktadır. Çocuklarında adeta kendilerini gerçekleştirmek istemektedirler. Kişilik özellikleri tam gelişmemiş olan “BÜYÜK ÇOCUKLAR” dır bunlar... Kendi geçmişlerinden , kendi çocukluk sorunlarından sıyrılamamış olan büyük çocuklardır

 

G-AİLEDE PROBLEMLER

Türk ailesini olumsuz yönde etkileyen pek çok problemler vardır. Kısaca bu problemleri şöyle sıralayabiliriz:

• Köyden şehre göç, hem sosyal yalda, hem de ailede büyük değişikliklere yol açmıştır. Başta köydeki gelenek ve göreneği kontrol edici baskısından kurtulup, başıboş bir ortama itilmişlerdir. Özenilen, gıpta edilen, taklit edilmeye çalışılan yabancı bir çevreye gelmişlerdir. Kitle iletişim araçlarının tesiri ve moda, aileyi derinden sarsmaktadır. Birçok aileler bu sıkıntıya ve perişan hayata, sırf kuru bir kavga uğruna katlanmaktadırlar. Diğer taraftan özenti sonucu bütçelerini zorlayan harcamalara gitmektedirler aile bütçesinin sarsılması önce geçimsizliğe, daha sonrada boşanmaya kadar varan bir dizi hususlara sebep olmaktadır.

• Sırf maddi mülahazalarla yurt dışına giden vatandaşlarımızın aile ve çocukları, hem kendileri hem de milletimiz için büyük bir problemdir.götürülmeyip yakınları yanına bırakılan çocuklar ,aile şefkatinden mahrum ,birazda başıboş olarak yetişmektedir.yabancı ülkelerde doğan ve yaşayanları ise ,büyük kültür ve kimlik buhranıyla karşı karşıya gelmektedir.

• Devamlı reklamlara muhatap olan aile israfın içine itilmektedir.buda aile bütçesini zorlamaktadır hatta geçimsizlik sebepleri arasıda,israfın önemli payı olduğu unutulmamalıdır.

• Günümüzde ailelerin kendini müdafaa mekanizmaları zayıflamıştır.bunları canlandırmak gerekir.mesela,saygı,iyi örnek olma annenin mürebbilik rolü gibi.


Türk ailesinin dayandığı temel değer ile şartlar ve ortamı arsında bir uyumsuzluk,belki e bir çatışkıdan söz edilebilir.bu uyumsuzluk veya çatışkıyı iki guruba ayırabiliriz.

1- İç Uyumsuzluk
 

Ailenin dayandığı temel değerin ,zaman içinde ortaya çıkan yeni şartlara göre yorumlanması yapılmadığından veya geç yapıldığından dolayı ortaya çıkan uyumsuzluk.bunun nedeni belli bir kültürel yeterlik, birikim yokluğu olabileceği gibi, siyasi, teknik veya ekonomik kararların uygulanması sonucu şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Elbette daha başka nedenlerin etkisi bu arada düşünülebilir.
Bu hususta özetle şu tespitin yapılabileceği söylenebilir. Ailede içi uyumsuzluk, eğer ailenin dayandığı temel değer değiştirilmek istenmiyorsa, belli sarsıntılara yol açsa bile, giderilebilir. Bu konuda Türk ailesinin geçirdiği önemli deyimlere sahip olduğu belirtilmelidir. Ancak burada vurgulanması gereken ailenin dayandığı temel değerlerin reddedilmesi, ortaya çıkan şartlara karşı destekleyici düzenlemelerin yapılmasıdır. Nitekim bugün için Türk ailesinin çeşitli nedenlerin oluşturduğu bir iç uyumsuzluk yaşadığı söylenebilir buna karşı alınacak kısa vadeli önlemlerin tespit edilmesi gerekir. Ancak sadece önlemler sınırında kalmak sağlıklı bir sonuca götürmez bu önlemlerle birlikte eğitime, kültürel değerlerin fonksiyonel hale getirilmesine, toplumsal ve ekonomik sorunların çözümünde destekleyici yöntemlerin uygulanmasına ihtiyaç vardır.ailedeki iç uyumsuzluk, ailenin dayandığı temel değerden değil, bu değerin algılanma ve yorumlanma yetersizliğinden kaynaklanmışa benzemektedir. Bu bakımdan aile fertlerinin eğitilmesi bir dereceye kadar mümkün ise de bir noktadan sonrada toplumun duyarlılığına ve devletin rasyonel ve yerinde düzenlenmesini sorumlu kılmaktadır.

2- Dış Uyumsuzluk

Devletin yada siyasi iktidarların, iletişim organlarının, bazı çevre ve kuruluşların topluma, aileye ve insana rağmen kültürel bir değişime, yani dünya görüşünü ikame etme çabalarına ağırlık vermesi. Şüphesiz bunun tarihi, siyasi kültürel bağlamda yürütülmeye çalışılması sorunun çok yönlülüğünü ortaya koyar. Türk ailesinin karşı karşıya kaldığı dış uyumsuzluğun anlaşılmasında , yorumlanmasında ve çözümlenmesinde mutlaka dikkate alınmak durumundadır. Belki de çatışma olgusunu bu bağlamda temellendirmek gerekebilir.
 

H-EVLİLİKTE KAVGA
 

Evlilik aylarında çiftlerin çoğu gerçekle pek ilişiği olmayan hayal dünyalarında yaşarlar. Daha evliliklerinin ilk aylarında, bir arada yaşamaya alışma devrelerinde kavga etmek bir çokları için ölüm demektir. Bu bakımdan da ilk aylarda her iki tarafta kavgadan sakınmak için ellerinden gelen çabayı harcar eşlerinde kendilerini kızdıran rahatsız eden yanlar bulsalar bile bunları içlerine atarlar. Sonunda içe atıla atıla bu duygular günün birinde ufak bir söz veya davranış sonucu taşıverir ve o zaman da kavga patlak verir. Böyle bir kavga çözümlenmeleri pek de güç olmayan çeşitli sorunların dile getirilmesine yardım eder.
Bazıları kavgayı günlük çeşitli olaylarla gerilen sinirlerine bir rahatlık verme aracı olarak kullanırlar. Günlük yaşamın sinerlerimiz üzerindeki baskısı o derece fazladır ki, pek çoklarımız zaman zaman bu baskıyı azaltmaya gereksinim duyarız. Yalnız basıncı azaltmada, evdekilerle kavga etmeden daha uygun yollar vardır: Açık havada idman yapmak, sinemaya, tiyatroya gitmek, spor yapmak gibi.
Bununla birlikte sık kavga etmek eşler üzerinde birikici bir etki yapar. Her kavgada kullanılan bazı acı sözleri unutmak güç olacaktır. Kavga anında bu acı sözlerin eşleri fazlasıyla ve bunların uzun süre unutulmaması olasıdır.
Evli eşler arasındaki kavgaların sıradan iki insanı kavgalarından çok daha tehlikeli ve zararlı olmasının bir nedeni de eşlerin birbirlerinin zayıf yanlarını çok iyi bilmeleridir. Kavga esnasında onun benliğini ve kişiliğini en çok kırabilecek ve dile gelip söylenmesinden korktuğu gerçekleri ortaya döküverme, içten bile değildir.

I-ÇOCUĞUN YANINDA AİLE MÜNAKAŞALARI
 

Çocuğun yanında aile münakaşalarının ve bunun yinelenmesi doğru değildir. Çocuk bunlardan endişe duyar. Bu endişenin bir şekli kendi benliğinin ne olacağı tarzındadır. Kendine ve geleceğine dair güven hissi bir bakıma emniyet hissi yetersizliği burada söz konusudur. Gayet tabii anne ve babalarına sevgisi, onları kaybetme korkusu da böyle anlarda belirecektir. Çocuğun ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenecektir. Aile münakaşaları eğer çok gerekli ise çocuk uyuduktan sonra yapılmalıdır. Zira çocuğun bu münakaşalardan yaralanması hiç kimsenin işine yaramayacaktır. Sorunlu bir çocuğun bakımı aile için daha da güç olacaktır.
Çocuk kendisine iyi bir hayat sağlamak için gösterilen gayreti bilmelidir. Bu ağırlığın anne baba ve diğer sosyal çevre bireyleri üzerinde olduğunu öğrenmelidir. Fakat bu hal asla çocuğun başına kakılmamalıdır. Sıkıntılar altında ölmüş, bitmiş intibaa da verilmemelidir. Zira bu yaşta anne ve babası çocuk için abide denilebilecek ölçüde üstündür.

İ-ÇOCUKLARINI İHMAL EDEN ANNE VE BABALAR

Çocuklarını ihmal eden ona veya onlara kötü muamele yapan anne ve baba çoğu zaman bunu istemeyerek yapar. Bu çemberi kırmak aileye hizmet gereklidir. Çocukların içinde onları büyümeye yönelten kuvvetli bir çaba vardır. Eğer gayretlerimizi çocuğun bu kuvvetli çabası ile bağdaştırırsak onun tam olarak gelişmesini sağlamış olma yönünde çok önemli adım atmış oluruz. Çocuklarını ihmal eden anne babaların büyük bir kısmı çocuğu tanımamakla yanılgıya düşmektedirler. Çocuk arkasında ana ve babasının desteği, önünde ise onların kuvvetli tecrübe bilgisi bulunduğu müddetçe başarı yolundadır.
 

J-ÇOCUK EĞİTİMİ Mİ ANNE BABA EĞİTİMİ Mİ?

 

Çocuğunuz öfkeyle karşınıza dikiliyor ve size meydan okuyor mu? Onun nereye gittiğini bilmiyor, meraktan çatlıyorsunuz ve gelince de size hiçbir şey söylemek istemiyor mu? Evde hiçbir şey yapmak zorunda olmadığını, doğmayı kendisinin istemediğini ve bu sebepten sizin ona bakmakla yükümlü olduğunuzu söylüyor mu? İnanç ve değerleriniz çocuğunuzun inanç ve değerleriyle çatışıyor mu? İsteklerini yerine getirmediğinizden şikâyet ediyor mu? Bu soruların hepsine "hayır" cevabı verecek anne-babaların sayısı çok azdır. Çünkü her çocuğun çeşitli istekleri olur, davranışla ilgili veya hissî problemleri bulunabilir. Meselâ, arkadaşı veya kardeşiyle iyi geçinemez, sürekli yeni eşya veya giyim ister, okul ve ödevler sıkıcı gelir, sizin uygun görmediğiniz kişilerle arkadaşlık eder; hattâ yatma kalkma saati, yemesi, odasını düzenlemesi, hafta sonu ve boş zamanını nasıl değerlendireceği konularında anne-babasıyla anlaşamaz.

Bu tip problemler karşısında siz, ona emirler vererek yönlendirmeye mi çalışıyorsunuz? Uyarıp gözdağı mı veriyorsunuz? Yoksa nasihat edip, nutuk çekip, çözüm teklifleri sunup, ahlâk dersi mi veriyorsunuz? Ya da yargılıyor, suçluyor, tenkit ediyor ve aynı düşüncede olmadığınızı mı söylüyorsunuz? Veya ad takarak, alay ederek utandırıyor musunuz? Yoksa aynı düşüncede olduğunuzu belirtmeyi, övmeyi, her yaptığını desteklemeyi ve güven vermeye çalışmayı mı tercih ediyorsunuz? Veya onun davranış ve düşüncelerini analiz edip yüzüne karşı yorumlar mı yapıyorsunuz? Ya da onu oyalıyor, konuyu saptırıyor, sorular sorarak anlatmak istediklerini mi sınırlıyorsunuz?

Bu soruların en azından bazılarına "evet" demek ebeveynlere ters gelmez. Oysa bunlar anne-baba ile çocuk arasında iletişim kurulmasını engeller. Emir ve yönlendirme, çocuğa duygularının ve ihtiyaçlarının önemli olmadığını anlatır. O haliyle kabullenilmediğini iletir. Bu ise çocuğu kırar, kızdırır ve düşmanca hareketlere sebep olur. Gözdağı vermek, çocuğu korkak yapar ve küstürür. Yerli yersiz ahlâk dersi verilen çocukta suçluluk duygusu uyanabilir. Hep nasihat etmek ve çözüm teklif etmek, çocuk için, "anne-babam benim çözüm bulma kabiliyetimin olmadığını düşünüyor" anlamına gelir. Böylece çocuk düşünmeye değil, anne-babasına bağımlı kalmaya yönelir ve aşağılık duygusuna kapılabilir. Çocuklar nutuk dinlemeyi de, hatalarının yüzlerine vurulmasını da sevmezler. Bunlar ona, onu küçük gördüğümüz, yetersiz bulduğumuz düşüncesini verir. Yargılamak, eleştirmek ve suçlamak, çocuklara kendisini yetersiz, aptal, değersiz hissettirir. Tenkit, çocuklarda sevilmedikleri duygusunu uyandırır. Ad takmak, alay etmek ve utandırmak, çocukların kişiliği üzerinde olumsuz etki yapar. Söylenenin tersini yapıp kendisini haklı çıkarmaya çalışabilir. Oyalamak ve konuyu saptırmak, onunla ilgilenmediğimiz, saygı duymadığımız ya da reddettiğimiz zannını uyandırır. Aşırı iltifat da çocuklar üzerinde olumsuz tesire sahiptir. Sürekli övülen çocuklar övülmediklerinde bunu kabul edilmeme veya yargılanma olarak algılayabilirler. Arkadaşlarının yanında övülen çocuk utanır ve rahatsız olur.

O halde ebeveyn olarak ne yapacağız? Çocuklarla ilişkilerimiz neye dayanacak? Onları nasıl etkileyeceğiz? Bu konuda çok farklı şeyler söylenmiştir. Ama mesele, iki önemli esas üzerine oturtulabilir. Birincisi, "etkin dinleme" yoluyla, çocuğun açılmasını, duygularını dışa vurmasını sağlamak, onu belli söylem ve davranışa iten esas faktörleri anlamak ve çözüm yolunu çocuğun kendisine buldurmaya yardımcı olmaktır. İkincisi, onunla nasıl konuşacağımızı, düşüncelerimizi ve isteklerimizi nasıl ileteceğimizi bilmek ve ona göre davranmaktır. Bu ise "sen-iletisi" yerine "ben-iletisi"dir.
 

K-ÇOCUK EĞİTİMİ VE ANABABA

 

Sayın veli,
Sınava hazırlanan bir öğrencinin anne ve babasına önemli görevler düşmektedir. Anne ve babaya düşen önemli görevler,ailenin bütçesinin sınırlarını zorlayarak çocuğuna en iyi eğitim imkanlarını sunmak ve ona uygun çalışma şartlarını hazırlamakla sınırlı değildir.

Sınavlara hazırlanan bir öğrencinin yaşadığı kaygının iki sebebi vardır. Birinci sebep tümüyle gerçek ve akılcı bir temele dayanır. Sonuçları hayatın akışını etkileyecek büyük bir yarışta yer alacak olmaktan kaygı duymak,doğal ve yerinde bir durumdur. Ancak ikinci sebep,birinci gibi gerçek ve akılcı bir temele dayanmaz. 'Anneme -babama ne diyeceğim?",”akrabalarımın önüne nasıl çıkacağım?', "Tanıdıklarıma karşı mahcup olacağım...” gibi düşünceler sınavlara hazırlanan öğrencinin kaygısını yükseltir.

Her konuda olduğu gibi sınavlarda başarı için de belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır. Giriş sınavlarına hazırlanan bir genç çok ender rastlanabilecek çok az sayıda kişi hariç öğrenme ve başarı için gerekli olan düzeyde kaygıya sahiptir. öğrenmeyi,akil yürütmeyi ve sınav başarısını olumsuz yönde etkileyen,temelinde öğrencinin kendine güvensizliği yatan yüksek kaygıdır. Gencin kendisine güvensizliği ise önemli ölçüde anne ve babasının bilerek veya bilmeyerek uyguladığı eğitim ve yaklaşımların sonucudur.

Anne-babanın çok küçük yaştan başlayan yüksek başarı beklentisi, çocuğun hatalarını düzeltmek için onu eleştirmek, çocuğun dayak, hırpalama gibi cezalarla eğitilmesi, yargı ifadesi taşıyan olumsuz sıfatlarla nitelenerek (haylaz, tembel, sorumsuz, dağınık, pısırık, yavaş v.b...) çocuğun kendine olan gevenini zayıflatır. Bunun sonucu ortaya çıkan kaygı, başarıya olumlu katkısı olmayan kaygıdır ve bununla başa çıkmak çok zordur.

 

L-ÇOCUĞUNUZUN KAYGISINI ARTTIRMAYIN

 

Çocukların sınavlara hazırlandıkları sırada anne-babalara düşen en önemli görev, çocuklarının çalışma isteğini arttırmak ve onu çalışmaya teşvik etmek için kaygı yükseltici yaklaşım ve tutumlardan kaçınmaktır. "Bu kadar çalışmayla kazanamazsın. “Bu kafayla gidersen zor kazanırsın. .", "Amcanın oğlu falanca yeri kazandı bakalım sen ne yapacaksın...", "Teyzenin kızı tıbbı kazandı çalımından,havasından yanına varılmıyor, aman bizi mahcup etme..." türünden yaklaşımlar genci çalışmaya teşvik etmez tam tersine,yükselen kaygı sebebiyle onu adeta "kıpırdayamaz" duruma getirir.

 

M-ÇOCUĞUNZUN SINIRLARINI ZORLAMAYIN

 

Kendi özlemlerinizle çocuğunuzun sınırları arasında gerçekçi bir denge kurun. Çocuğunuz girebilse fen lisesinde okuyabilir veya kazanabilse tıp fakültesini bitirerek iyi bir doktor olabilir. Ancak çocuğunuzun kapasitesi binlerce kişi arasından sıyrılarak bu yerlere ulaşmaya yeterli olmayabi1ir. Bu iki durumu birbirinden ayırın ve içinizden veya yüksek sesle çocuğunuzun "beceriksiz" olduğunu düşünmeyin. Çünkü bu düşüncenizi nasıl olsa hisseder veya duyar.

Çocuğunuzun sınırlarını anlayabilmek için bir uzmanın görüşüne başvurabileceğiniz gibi, bu konuda kendiniz de gerçeğe çok yakın tahminde bulunabilir¬siniz. Bunun için kullanacağınız ölçüt, çocuğunuzun okul hayatında ve okul dışı faaliyetlerinde göstermiş olduğu başarı seviyesidir.

Çocuğunuz sınıfında ders başarısı açısından ön sıralarda yer alan, sosyal faaliyetlerinde girişken ve liderlik özelliği olan,belirli bir ders veya alandaki başarısı öğretmenlerinin veya çevresindekilerin takdirini kazanan biriyse ne mutlu size. Bu takdirde çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi yüksek tutmakta gerçekçi sebepleriniz var demektir.

Eğer çocuğunuz sınıflarını "ancak" geçebildiyse, sınıfını geçerken çeşitli yardımlara ihtiyaç duyduysa, öğretmenleri kendisini, "biliyor ama bildiğini ortaya koyamıyor", veya "Çalışsa yapar,ancak çalışmıyor" diye değerlendirdilerse okul dışı hayatında dikkat çekecek hiçbir özel başarı göstermediyse, çocuğunuzun uyumlu bir insan olması ve meslek hayatında başarı göstermesi yine de mümkündür. Ancak okul veya üniversite seçiminde beklentilerinizi çok yüksek tutmanızda yarar vardır.

Bir cümleyle özetlemek gerekirse, çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi kontrol edin ve ideallerinizin onun sınırlarını zorlamasını önleyin.

 

 

N-SINAVDA BAŞARILI OLAMAZSA YAŞAYACAĞINI BİR CEZA GİBİ GÖSTERMEYİN

 

Bir düşünür "Hayat büyük olayları beklerken arada geçen zamandır" demiş. Bu sözden bir pişmanlık payı çıkarmak da mümkündür. Hayatı bir süreç gibi değil de , bir durum gibi görürseniz, önünüzdeki o1ayların önemini abartırsınız.

Çocuğunuz istediğiniz veya kendi istediği okulun veya üniversitenin sınavlarında başarılı olamazsa, gideceği okulu bir ceza gibi göstermeyin. Çünkü gerçekten kazanamadığı takdirde alacağı eğitim, hayatı açısından -yine de- büyük önem taşır. Bu eğitimi alabilmesi ve yararlanması ancak okulunu ve eğitimini sevmesiyle mümkündür. "...eğer kazanamazsan, falan okula gidersin" veya "...Eğer... fakültesine giremezsen, filan fakülteye girer ancak filan olursun" gibi sözler onun gideceği okulu, yapacağı işi sevmesine imkan bırakmaz. Bu tür yaklaşımlar çocuğun hayatı ve kendisini sevmesini de engeller ve kendisine olan güvenini temelden sarsar.

 

P-KENDİNİZE "HAYATIN AMACININ NE OLDUĞUNU” SORUN

 

Hayatin amacı kendine yeten bir insan olarak yaşadığından memnun olmak ve bu memnuniyeti yakın çevredeki insanlarla da paylaşabilmektir. Sınavda başarılı olmak,diploma sahibi olmak bu temel amaca yönelik araçlardır."Okumak","Yüksek öğrenim görmek" hayatın seçeneklerinden biridir. Neyse ki, hayatın seçenekleri bu kadar sınırlı değildir. Eğer amaç para kazanmaksa mutlaka falan okula gitmeden veya filan üniversiteyi bitirmeden de bunu sağlamak mümkündür. Eğer amaç hayattan alınan zevki arttırmaksa, müzik ve sanat bu zevki ve coşkuyu insanlara dolu dolu yaşatabilir. Bütün bu sebeplerden ötürü hayatı bir tek seçeneğe "falan okulun giriş sınavını kazanmaya" indirgemek konuyu bir "ölüm-kalım' olayı durumuna getirir. Bu da hem ailenin, hem de çocuğun kaygısını yükseltir, başarısını tehdit eder.
Anne-baba olarak görevinizin çocuğunuza iyi bir eğitim vermek olduğu kadar, ona hayatı sevdirmek ve yaşama sevincini aşılamak olduğunu göz ardı etmeyin.

 

R-BİRBİRİNİZE BAĞLILIĞIN AMAÇ, SINAVIN ARAÇ OLDUĞUNU UNUTMAYIN

 

Ders çalışmak ve sınav kazanmak uğruna çocuğunuzla olan yakınlığınızı tehlikeye atmayın. Önündeki sınavda başarılı olsa da, olmasa da önemli olan çocuğunuzla aranızdaki sıcaklığın tehdit edilmemesidir. Çocuğun sınavda başarılı olması Uğruna yapılan mücadele bazen ailey1e çocuk arasına soğukluk girmesine ve duygusal açıdan uzaklaşmaya sebep olmaktadır.

Eğer çocuğunuzla ilişkiniz genel olarak iyi ve yumuşak ise, belirli miktarda "çalış" uyarısı ve çalışma şartlarının hazır edilmesi biraz sıkıcı gelse de, çocuğunuza sorumluluğunu hatırlatacaktır. Kaç yaşında olursa olsun birçok kişinin çalışmaya başlamak için bu tür bir uyarıya ihtiyaç duyduğu bilinir.

Ancak çocuğunuzla ilişkiniz iyi gibi gözükse de sık sık sertleşiyorsa o zaman "çalış" uyarıları aranızdaki gerginliğin dozunu arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Böy1ece birbirinize kızmak için özel bir sebebe ihtiyacınız kalmayacak, eğitim ve diplomadan daha önemli bir şey çocuğunuzla aranızdaki sıcaklık bütünüyle kaybolacaktır.
 

 

 


 

 





ÖZEL
Z E N G İ N T E S T
DERSHANESİ
Copyright © 2005-2011

Samsun Oto Kiralama